|
|
KOLBASTI TARİHİ
KOLBASTI 1930'lu yıllarda ağaların ve dayıların olduğu bir dönemde ortaya çıkmıştır. O dönemde Trabzon da mağaralar bulunurmuş. Faroz'da, Değirmendere'de, Arafilboyun'da, Boztepe'de... O mağaralarda ağalar dayılar alem yaparlarmış. O dönemde askerlerin KOLluk kuvvetleri varmış, KOLluk kuvvetleri bu alemlere baskın yaparmış. Alemcilerde basılmayalım diye kapıya erketeler koyarlarmış, gözcüler yani... Erketeler KOLluk kuvvetlerini gördüğü an içeri haber getirirlermiş, içerdekilerde haberi aldıklarında seslerini kısarlarmış... Başlarlarmışlar söylemeye kısık sesle "GELDİLERRRRRRRRRR, BASTILARRRRRRRRR, VURDULARRRRRRRRRRRR"... KOL kuvvetleri böyle baskınlar yaptığı için oyuna KOLBASTI denilmektedir. Ayrıca, Faroz'lu balıkçıların av sonrası bir araya gelip eğlence düzenlemeleride bu oyunun tarihini oluşturmaktadır. Kolbastı da, yöreye uygun kürek çekme, yüzme, ağ atma, olta atma, ağ çekme, balık tutma gibi yerli insanların uğraşlarını simgeleyen hareketleri vardır. KOLBASTI son yıllarda oyunun popülerlik kazanmasıyla daha da hareketli bir hal almıştır. June 13 BULUTLAR ALEMİNDEN HAYAT DERSİ
HAYAT;Bir kitaptır,o kitabı en güzel şekilde okuyun
HAYAT;Bir oyundur,o oyunu ustaca oynayın
HAYAT;Bir mücadeledir,güçlüklere sabırla göğüs gerin
HAYAT;Bir rüyadır,o rüyayı azimle gerçekleştirin
HAYAT;Bir fedakarlıktır,onu herkese çömertce sunun
HAYAT;Bir sevgidir,sevip sevilerek tadını çıkartın May 05
Son tren kalkıyor işte Cam kenarını sana ayırdım Ve yüreğimin son yanıklarını Çantanı al Yerine otur Yanına sende kalan son şiirlerimi Ve mektuplarımı al Geceleri yollar soğuk olur Üşürsen yakarsın Belli mi olur?-
Param yok diye üzülme Son biletin benden Çaylar nasılsa şirketten Yeter ki kaybol git Bir an önce gözlerimden... Sakın üzülme... Timsah gözyaşlarına da gerek yok Bu anlar çabuk geçer Hep sen söylerdin ya En büyük aşklar da biter! Hadi Yeni yolculuğun başlıyor işte Ardından bu aşk da gitti gider Ve Sevda Turizm-Seyahat Sana da 'İyi yolculuklar' diler...
March 10
Vakfıkebir Tarihi ve Kültürel Geçmişi
Vakfıkebir, Trabzon’un 40 km . batısında olup, ilçe toprakları Doğuda Çarşıbaşı, Batıda Beşikdüzü, Güneyde Tonya ilçeleri ve Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. İlçe merkezi; Doğuda Işıklı (Yeros), Batıda Zeytin (Yobol) burunları arasında meydana gelmiş genişçe bir merkezin en uç noktasında kuruludur. Bu nedenle ilçe adı, Coğrafi kitaplarında “Büyükliman” olarak da gösterilir. Işıklı fenerinden itibaren kıyı, Güney Batıya ve daha sonra Kuzey Batıya yönelerek “ Büyükliman” adıyla anılan geniş koyu meydana geldikten sonra Zeytinburnu’na ulaşır. Büyükliman koyu, karayele kısmen kapalı olup, denizciler için iyi sayılan bir demir atma yeridir.

Vakfıkebir, Karadeniz Bölgesi Doğu bölümünün iklim şartlarının etkisi altında olup burada iklim, ılıman iklimin denizsel karakterini taşır. Yazlar orta sıcaklıkta, kışlar ılık ve her mevsim yağışlı geçer. Yağmurun en yoğun olduğu mevsim sonbahar, ilkvahar ve kıştır. Biten bakımından deniz iklimi özelliğini taşıyan kıyı kesimine kimi yıllar kar düşmediği olur.
Vakfıkebir tarihi bir ilçe olup, yörede yerleşim Fatih’in Trabzon’u Fethinden önceye dayanır. Bu konuda İlçeye bağlı Çamlık Mahallesi’ndei tarihi kilise kalıt olarak gösterilebilir. İlçe bugünkü adını, Yavuz Sultan Selim Trabzon’da bulunduğu bir tarih de annesi Gülbahar Hatun’un onu görmek için İstanbul’dan deniz yoluyla seyahat ederken yakalandığı amansız fırtınada karaya ayak basacağı toprakları Allah’a vakfedeceği adağından kaynaklanır.
Vakfıkebir sahilinde fırtınayı atlatan ve bilhare Trabzon’a salimen ulaşan Gülbahar Hatun Trabzon’da kurmuş olduğu Hatuniye Vakfı’na Vakfıkebir topraklarının gelirlerini de dahil ettiğinden dolayı o zamanki adıyla Büyükliman olarak anılan kasaba bu tarihten sonra Vakfıkebir olarak (Büyük Vakıf ) olarak anılmaya başlanmış. Doğal liman olması nedeniyle ve tarih de ulaşımın çoğunlukla denizyoluyla yapıldığı dikkate alındığında büyüklimanın önemi kendiliğinden ortaya çıkmakta ve buranın çok eski bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılmaktadır.
  Osmanlı döneminde bir ulaşım noktası olmasına karşı yeterli gelişme ve kalkınmayı göstermeyen Vakfıkebir “Maa Tonya Vakf-ı Kebir Nahiyesi” olarak salnamelerde yer almakta bu ifadeden de Vakfıkebirin Tonya’nın kendisine bağlı olan bir Nahiye olduğunu anlamaktayız. Vakfıkebir Osmanlı Teşkilat Nizamesi ile 1874 yılında kaza olmuştur. Bu tarihte Akçaabat, Maçka, Yomra Nahiye olarak Trabzon’a bağlıdır. Vakfıkebir’in ilk Kaymakamı Memiş Efendi’dir. 1874 yılında kaza olmasına rağmen Belediye Teşkilatı 1877 yılında kurulmuştur. Kazanın ilk Belediye Başkanı Bahadırzade Yusuf Ağa’dır. 1888 yılında Rüştiye Mektebi’nin açıldığı Vakfıkebir’de 1892 yılında Ziraat Bankası kurulmuştur. Rüştiye Mektebi’nin ilk muallimi evveli (Müdürü) Mehmet İhsan Efendi’dir.
20 Temmuz 1916’da Rus işgaline uğradı. Ancak bu işgal uzun sürmedi ve 14 Şubat 1918 tarihinde düşman işgalinden kurtarıldı.
Cumhuriyetin kuruluş dönemi öncesi çalışmalarına yürekten katılmış olan ilçe halkı aldıkları bir kararla Kellecioğlu Abdullah ATAMAN Beyi Erzurum Kongresi’ne Büyükliman Delegesi olarak göndermişlerdir. Abdullah Hasip Bey , Erzurum Kongresi’nin yazmanlığını yaparak imza altına alan iki kişiden biridir.
Kurulduğunda Trabzon’a bağlı ilçeler içinde en geniş alana yayılı olan Vakfıkebir İlçesinden 1954 yılında Tonya Bucağı daha sonra 80 ve 90’lı yıllarda sırası ile Beşikdüzü, Şalpazarı ve Çarşıbaşı Bucakları Vakfıkebir’den ayrılarak bağımsız ilçe olmuşlardır.
İlçenin başlıca gelir kaynağı fındık ve hayvancılık olup, Vakfıkebir’de işleyen iki fabrikanın bulunuşu ekonomi açısından büyük önem taşımaktadır. İlçe, “Vakfıkebir Tereyağı” ve “Taş Fırın Ekmeği” ile ünlenmiş bulunuyor.
 
January 14
BENİ MSN' İNİZE EKLEMEK İÇİN ALTTAKİ LOGOYU TIKLAYIN :
KUŞLAR VE BALIKLAR Sen kuşlar misali en ulaşılmaz tepelerde Ben balıklar misali en uzak denizlerde Her gün aynı sorular ikimizde Nasıl, ne zaman, nerede Bir yuvamız olacak seninle
İşte böylesine imkansız bir aşk bu Yaşadığımız İşe böylesine erişilmez bir tutku bu Ulaşamadığımız En güzeli sen uçmaya devam et O ipek kanatlarınla gökyüzünde Ben zaten boğulmuşum Gözlerinin denizinde
Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır,
Dost geldiğinde buzdolabını açar ve istediğini alır
Arkadaş senin ağladığını görmez,
Dostunun omuzu ise senin göz yaşlarınla ıslanır.
Arkadaş davetine bir paket hediye ile gelir,
Dost sana yardımcı olmak için erkenden gelir, senin toparlanman için geç gider.
Arkadaş onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur,
Dost neden bu kadar geciktiğini sorar derdini anlatmak için.
Arkadaş bir tartışmadan sonra her şeyi bir anda bitirir,
Dost ise tekrar arar ve konuşur.
Arkadaş senin daima onun arkasında olmanı ister,
Dost ise her zaman arkandadır.
Arkadaş zayıflıklarını bilirse başına kakar,
Dost ise zayıflıklarını bilirse onları örtmeye çalışır.
Arkadaş sizi hep ikinci görmek ister,
Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar.
Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır,
Dost sıkıntınız olduğunda size koşar.
Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız,
Dostlarınız ise size huzur vermeye çalışır.
Hayatınızdaki gerçek dostları bulabilmeniz dileğiyle...

January 11 SEN ALANIMI ZİYARET EDEN KİŞİSİN January 08
Sana Bilmediğim Bir Şey Söyleyemem Suyun derinliği aynıydı Ama senin beline benimse omuzlarıma geliyordu Bütün yapraklar sararıp düşecekti Ama ilk ben düştüm kalanlar arkamdan korkuyla baktı
Bütün aşklar çok büyük olacaktı Ama en büyük bizimkisi diyecektik Her bir insan eşsiz olacaktı Ama hep kendimizi en değerli zannedecektik
Çamur mu sürmek istiyorsun başkasının duygularına Önce senin ellerin kirlenecek Suyla mı gidiyorsun bir başkasının yanan yüreğine O yürekte hep yerin olacak
Sana bilmediğim bir şey söyleyemem Ben de hiçbir şey bilmiyorum Ne kadar iyilik varsa hepimiz için Hepsini dileyip gerisine direniyorum
Çok sonraları fark edecektik İyilik temizlik bile göreceli olacaktı O kadar hızlı kirlenecektik ki Masumiyet fotoğraflarda eskiyip solacaktı
Korkuyor musun senden farklı olan her şeyden Korktuğun şey kendi içinde büyüyecek Ortak mı oluyorsun bir başkasının yalnızlığına
Yüreğin yalnızlık nedir bilmeyecek
BEŞ MAYMUN Kafese beş maymun koyarlar, ortaya da bir merdiven ve tepesine de bir iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. Her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır,bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara haraketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.Su kapatılıp,maymunlardan biri dışarı alınıp ve yerine yeni bir maymun konulur.İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer, bu ikinci yeni maymunun en şiddetli ve en istekli döven ilk yeni maymundur.Islak maymunlardan üçüncüsüde değiştirilir.En yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin, en yeni gelen maymunu niye niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur.Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşinciside yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç bir merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi ? Çünkü; BURADA İŞLER BÖYLE GELMİŞ VE BÖYLE GİTMEKTEDİR.::D
AŞK
Aşk Yeni bir yolculuktur Yeni bir dünya Yeni bir şehir Hazırla kalbini Yola çıkıyoruz seninle Belki kısacık bir yaza Belki de sonsuza Kimbilir?.. Benimse çoktan hazır Kalemim kağıdım Çünkü aşk Benim için yepyeni bir şiir.
AŞK-I İFLAS"
Çok pahalıya mal oldu bana aşkın Uğrunda bütün gemilerim battı Mutluluk sermayem kül oldu - yandı Tavana vurmuştu umutlarım gelişinle Giderken sıfıra indi -yattı Hortumladın bütün hayallerimi bankalara inat Faizi gözyaşı oldu bu sevdamın Gönül borsam Aşk senedim Sana koşan altılım Aşkına yazdığım lotom-totom Ne varsa sana bel bağladığım Hepsi elimde kaldı Sayende Cebi delik gönlü delik biriyim Öyle bir kazık attın ki bana bu aşkta İflas etmiş tüccar gibiyim...
June 22

Şebnem Ferah 12 Nisan 1972 yılında Yalova'da doğdu. Kırmızı elbiseler giyerek mahallede şarkılar söyleyen Şebnem Ferah'ın müziğe olan ilgisi küçük yaşlarda başlamış. Şebnem'in müzikle tanışmasında ailesinin çok büyük rolü olmuş. İlk okulda enstrüman ve solfej dersleri almaya başlamış. Şebnem'in ailesinde hemen hemen herkes müzikle içiçe ve evin her köşesinde enstrüman olduğu için müzik konusunda bilgili ve hazır olarak atılmış piyasaya.
İlk okul yıllarında mandolin kursu alan Şebnem okul orkestrasında da solistlik yapmış ve bugüne dek hayatını müzikle bağdaştırmış. Liseyi Bursa Gemlik'te "Özel Namık Sözeri Lisesinde" yatılı bir öğrenci olarak okumuş ve bu dönemler Şebnem'in kendisini tanımasına , tek başına ayakta kalmasına yardımcı olmuş.
Şebnem'in okul orkestralarında başlayan bu serüveni daha sonra küçük topluluklarla devam etmiş. Lise zamanlarında "Pegasus" adlı grubuyla beraber çalışan ama kafasında bir kız grubu hayali olan Şebnem, 80'lerin ortasında Bursa'da açılan bir stüdyo sayesinde Sedat abisiyle tanışmış ve bu hayalini 1988 yılında kurduğu "Volvox" grubuyla gerçekleştirmiştir. Müzik uğruna Odtü Ekonomi Bölümünü 2. sınıftan terk etmiş ve daha sonra İstanbul'a gelince "İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili Ve Edebiyatı" bölümüne kaydolmuş.
1994 yılında "Volvox" grubunun dağılması sonucu Şebnem Ferah bireysel çalışmalarına başlamış. Rahmetli sanatçımız Onno Tunç ve Sezen Aksu'nun keşfi sonucu Underground ortamdan daha Ferah bir ortama kavuşmuş.
Daha sonra "15 Kasım 1996 Cumartesi "günü "Kadın" adlı ilk solo albümünü çıkardı. İlk videosunu "Vazgeçtim Dünyadan" adlı parçasına çeken Şebnem, Rock müzik piyasasını yeni bir döneme soktu. Çıkışıyla büyük bir sansasyon yarattı. Gerek kaset satışları gerekse video klibiyle uzun süre listelerde bir numara olarak boy gösterdi. Daha sonraları "Yağmurlar", "Bu Aşk Fazla Sana" ve "Fırtına" adlı şarkılarına klip çekti. İlk konserini "04 Nisan 1997 "de "İzmir Ege Üniversitesi "nde verdi ve büyük bir kalabalığa yaklaşık 6000 kişiye unutulmayacak dakikalar yaşattı. İzmir'deki konserin ardından Türkiye'nin çeşitli yerlerinde konserlerine devam etti ve bu konserlerin yanı sıra düzenli bar programları da yaptı.
Tabii ki Şebnem'in yaşadığı çok büyük acılar da oldu. 1998 yılında ablası Aycan Ferah'ı yitirdi. Üzüntülü bir dönemin ardından 2.5 yıllık bir aradan sonra 24 Haziran 1999 Perşembe Günü ikinci albümünün ilk klibi "Bugün" müzik kanallarında boy göstermeye başladı ve tarih 30 Haziran 1999 Çarşamba yı gösterdiği zaman "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı ikinci albümünü yine sansasyonlu bir şekilde bizlere sundu. İlk albümünde olduğu gibi ikinci albümünde de İskender Paydaş ve Pentagram ekibiyle çalışan Şebnem yine herkesi üzerine yoğunlaştırdı. Çok samimi sözlerin üzerine sarılmış etkileyici melodiler yine hafızamıza kazınacak ve aklımızdan asla silinmeyeceklerdi. Albümün ikinci videosu "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" şarkısına geldi, klibin yönetmenliğini Hakan Yonat yaptı.
İkinci albümün ardından yine araya uzun bir stüdyo dönemi girdi. Bu arada acılar Şebnem'in peşini bırakmadı. 1999 yılında meydana gelen 17 Ağustos depreminde Babası Ali Ferah'ı yitirdi. Acılarını hafifletmek ve yeni şarkılar üretmek için müziğe daha da sıkı sarılmayı tercih etti. Böylece 03 Ekim 2001 tarihinde "Perdeler" adlı üçüncü albümü yayınlandı ve yine büyük beğeni topladı. Bu sefer ki albümde Şebnem, İskender Paydaş ve Pentagram üyeleriyle değil de sahnede birlikte çaldığı müzisyenlerle çalışmıştı. Bu albümden ilk video , albümle aynı adı taşıyan "Perdeler" şarkısına çekildi. Klip, Türkiye standartlarının çok dışında ve oldukça güzel görüntüler barındırıyordu. Bu klipten kısa bir süre sonra "Sigara" şarkısı da , renkli cam da boy göstermeye başladı.
İki yıl aradan sonra, tarih 12 Mayıs 2003 Pazartesi Günü yeni albümünün ilk videosu "Ben Şarkımı Söylerken" müzik kanallarında dönmeye başladı. 15 Mayıs 2003 Perşembe Günü Kelimeler Yetse adlı muhteşem bir albümle Şebnem tekrar aramıza dönmüş oldu. İlk klibiyle kendinden oldukça söz ettirmeyi ve yine yeniden gündeme oturmayı başardı. Röportajlar, Tv programları derken kendini yoğun bir temponun içinde bulan Şebnem, bu yoğun temponun arasında albümünden 2 şarkıya daha video klip çekti.. Türkiye'nin bir çok şehrinde konserler verdi ve hala vermeye devam ediyor.
Albümlerinin dışında da Şebnem Ferah'ı pek çok farklı çalışmada görmemiz mümkün. Kimi şarkıcıya geri vokalleriyle, kimisiyle düet yaparak onlara eşlik etmiştir. Bunun yanı sıra bir çok sanatçıyla beraber yardım konserleri vererek pek çok faaliyette bulunmuştur. Geri vokal yaptığı sanatçılar; Sezen Aksu, Sertab Erener, Levent Yüksel, Nilüfer, Demir Demirkan, Tüzmen, Yaşar Gaga, Ajda Pekkan, Özlem Tekin, Tarkan, Çelik, Teoman, Haluk Levent . Düet yaptığı sanatçılar; Müzeyyen Senar (Sarı Kurdelem Sarı), Polad Bülbüloğlu (Gel Ey Seher), Kargo (Kalamış Parkı), Teoman (iki yabancı).
Ayrıca Bülent Ortaçgil'e saygı albümünde bir Bülent Ortaçgil klasiği olan "Değirmenler" şarkısını da yorumlamıştır. Bu çalışmaların dışında ; "Little Mermaid "(Küçük Denizkızı) adlı çizgi filmde seslendirme yapmış ve soundtrackinde bulunan "O Dünyada" isimli şarkıyı seslendirmiştir. Toprak Sergen ve Aydan Şener'in oynadığı bir filmde ise, söz ve müziği Demir Demirkan'a ait olan "Ay Işığında Saklıdır" adlı şarkıyı seslendirmiştir. Bunun yanı sıra reklam jingle'larıyla da karşımıza çıkmıştır. Akbank reklamı, Tat Ketçap, Pepsi ve son olarak Fanta reklamıyla hem göze hemde kulağa hitap etmeyi başarmıştır

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Neden Alo Deriz?
Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır. Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell'i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell'i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell'in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.
Satranç oynamak için tıklayın..
|